15 Temmuz 2015 Çarşamba
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri34
bolu satılık daire ve mahşer bilgileri34 sizler icin bugün bolu satılık daire elinden gelen gayreti yaptı bolu satılık daire dediki 5İ arka planda kalacaktı ve bu, Lloyd’a göre değildi. E.skiden olsa aldır-,nazdı ama artık şartlar değişmişti. Ve anlıyordu ki değişim bir kez gerçekleşince eskiye dönüş olmuyordu.“Eh, sen bilirsin,” dedi Whitney yarım ağızla.“Öyle,” dedi Lloyd ve, Flagg bunu öğrendiğinde yerinde olmak istemem, diye düşündü. Brezilya'da olduğunuzu keşfedip sizi çarmıha gerilmekten beter edeceği zaman da yerinde olmak istemem.Bardağını kaldırdı. “Şerefe içelim Whitney.”
Whitney de kadehini kaldırdı.
“Kimse zarar görmesin,” dedi Lloyd. “Buna içiyorum. Kimseye bir şey olmasın.”
“Buna içerim işte,” dedi Whitney hararetle ve içtiler.
Whitney kısa bir süre sonra ayrıldı. Lloyd içmeye devam etti. Saat dokuz buçuk civarında sızdı ve yuvarlak yatağında derin bir uykuya daldı. Hiç rüya görmedi ve bu, ertesi gün çektiği baş ağrısına neredeyse değerdi.
Tom Güllen 17 Eylül sabahı Gunlock, Utah’ın biraz kuzeyinde kamp kurdu. Hava nefesini buharlaştıracak kadar soğuktu. Kulakları üşümüş ve uyuşmuştu. Ama kendini iyi hissediyordu. Önceki gece bozuk bir yolun kenarından geçmiş ve küçük bir ateşin etrafında oturmakta olan üç adanı görmüştü. Adamların üçü de silahlıydı.
Kayaların arasından gizlice geçmeye çalışırken -Ulah’taki yabani bölgenin batı uçundaydı- çakıltaşlarını yerlerinden oynatmış ve aşağı yuvarlanmalarına sebep olmuştu. Olduğu yerde korkuyla donakalmıştı. İlık idrarı bacaklarından aşağı süzülmüş, ama bir bebek gibi altını ıslattığım ancak bir saat sonra fark etmişti.
Adamların üçü de o tarafa dönmüş, ikisi silahına uzanmıştı. Tom pek iyi gizlenmiş sayılmazdı. Gölgeler içinde bir başka gölgeydi sadece. Ay, bulutların ardındaydı. Eğer o an kendini gösterecek olsa... Sonra adamlardan biri gözle görülür bir şekilde gevşemişti. “Sadece bir geyik,” demişti. “Bu civarda çok var.”
“Gidip araştırsak iyi olur,” demişti adamlardan biri.
‘Sen dön de kıçını araştır,” demişti üçüncü adam ona ve konu orada Sanmıştı. Tekrar ateşin başına oturmuşlar, Tom işkence gibi gelen bir
yavaşlıkla atlım adım oradan u,6aMa5iııı$ıı. r»ır saaı sonra uzaklarda minik bir kıvılcım halini almıştı. Sonra nihayet »•- '''''
olmuş ve kendini omuzlarından tonlarca yük kalkmış gibi hissç(^^ ni yine bir güven hissi doldurmuştu. Hâlâ batıdaydı ve dikkatli^ rekiyordu, bunun bilincindeydi ama büyük bir tehlike atlatmışı^
Çöpçü Adam aradığını bulmuştu. Yerin epeyce altında, zifiri k bir koridora gelmişti. Sol elinde bir el feneri vardı, sağelind tabanca; çünkü burası ürkütücüydü. Geniş koridorda neredeyse çıkarmadan, aküyle çalışan bir araçta kayar gibi ilerliyordu.Çıka alçak bir mırıltıdan ibaretti.
Araç, sürücü koltuğu ve yolcular için geniş bir taşıma al oluşuyordu. Taşıma alanında bir nükleer başlık vardı.
Çok ağırdı.
Çöpçü ne kadar ağır olduğunu tahmin bile edemiyordu.zira milim bile itememişti. Uzun ve silindir şeklindeydi. Soğul kıvrımlı yüzeyinde gezdirirken bunca soğuk, cansız birmetaly kadar fazla ısı meydana getirme potansiyelinin bulunduğuna i zorlanıyordu.
Atom bombasını sabah saat dörtte bulmuştu. Garajagii bir vinç getirerek başlığın etrafına zinciri geçirmişti. Başlık.ı kika .sonra akülü aracın arkasında uslu uslu duruyordu.Ucunda, SAF yazıyordu. Araca yüklediğinde sert kauçuk lastikleri şekilde ezilmişti.
Artık koridorun sonuna gelmişti. Yük asansörü tam kar? davetkâr bir halde açık bekliyordu. Aracı içine rahatça^
Mahşer
genişti ama elektrik yoktu elbette. Çöpçü merdivenden inmiş, vinci de aynı şekilde indirmişti. Başlığa kıya.sla oldukça hafifti. Sadece yetmiş beş kilo kadardı. Yine de beş kat aşağı indirmek çok zahmetli olmuştu.
Başlığı yukarı nasıl çıkaracaktı?
Araç vinciyle çek, diye fısıldadı zihni.
Sürücü koltuğunda oturarak el fenerini rasgele sağa sola tutan Çöpçü başını salladı. Tabii ya, çözüm buydu. Vinçle çekecekti. Gerekirse basamak basamak çıkaracaktı. Ama yüz elli metrelik tek parça zinciri nereden bulacaktı?
Eh, büyük ihtimalle bulamayacaktı. Ama zincir parçalarım kaynakla birleştirebilirdi. İşe yarar mıydı? Yeterince dayanıklı olur muydu? Kestirmek güçtü. Dayanıklı olsa bile basamakların, çıkarken yaratacağı darbeler ne olacaktı?
İndi ve sessiz karanlıkta elini nükleer başlığın ölümcül soğukluğu üstünde okşarcasına gezdirdi.
Aşk bir yolunu bulacaktı.
Ne bulabileceğine bakmak için basamakları tırmanmaya başladı.
Böyle bir üste, ihtiyaç duyulan her şeyden biraz olurdu. Aradığını bulacağından emindi.
İki kat tırmandıktan sonra soluklanmak için durdu. Aklına aniden bir soru takıldı: Radyasyon ahyor muyumdıır? Bu tür silahların kurşundan kalkanları olurdu, ama televizyonda gördüğü filmlerde radyoaktif silahların yakınına giden herkes koruyucu kostümler giyer ve maruz kalın-dığındarenk değiştiren kartlar takardı. Çünkü radyoaktivite ses çıkarmazdı. Görülemezdi. Sinsice ete ve kemiğe yerleşirdi. İstifralar, saç dökülmeleri, birkaç dakikada bir baş gösteren tuvalet ihtiyaçları başlayana dek maruz kalındığı anlaşılmazdı bile.
Bütün bunlar ona da olacak mıydı?
Umurunda bile olmadığım fark etli. O bombayı yukarı çıkaracaktı. Ne yapıp edip çıkaracaktı. Çıkaracak ve Las Vegas’a götürecekti. Indian Springs’te yaptığı korkunç şeyi telafi etmesi gerekiyordu. Bunu yaparken ölmesi gerekiyorsa ölecekti.
Sana canım feda,” diye fısıldadı karanlıkta ve basamakları tırman-fnaya devam etti.
»ilfe
Eylülün on yedisiydi ve vakit gece yansına yaklaşmıştı.baclink çalışması Randanj, çölde ayak ucundan çenesine kadar üç battaniyenin altına tü. Dördüncü battaniyeyi ise sadece gözleriyle burnunun ucunu rakacak şekilde başına sarmıştı.
Zihnini düşüncelerden arındırmaya çalıştı. Kıpırdamadan durdu dızların soğuk ışığı geceyi aydınlatıyordu.
Göz’le etrafı taramaya başladı.
Hafif, acısız bir çekilme hissiyle kendinden ayrıldığını hisseti şahin gibi sessizce uçarak yükseldi ve uzaklaştı. Artık geceye kanş Karganın, kurdun, sansarın, kedinin gözüydü. Akrepti, örümcekti.Ç vasında sonsuza dek uzanıyormuş gibi görünen zehirli bir oktu. Ne, olsun, Göz, onu terk etmemişti.
Dünya yüzeyindeki her şey öylece serilmişti. Üstlerinden zahı ce uçuyordu.
Geliyorlar... Utah’a varmak üzereler... Koca bir mezarlığali olan sessiz dünyanın üstünde uçmaya devam etti. Eyaletler arası c ikiye ayrılmış olan çöl hemen altında bembeyaz uzanıyordu. Doğu' ru uçup eyalet sınırını geçti. Bedeni çok uzaktaydı, parlak gözleı larında sadece akları görünecek şekilde dönmüştü.
Aşağıdaki arazi değişmeye başladı. Engebeler, tepeler,rüzgâ muş sütunlar belirdi. Otoyol ortadan boylu boyunca ilerliyordu.! uzakta, Bonneville Tuz Havzaları vardı. Batıda bir yerlerde ise! dişi. Uçmaya devam etti. Rüzgârın sesi, ölü ve uzak...
Richfieid’ın güneyinde bir yerlerde, yıldırım çarpmış çok çam ağacının tepesine tünemiş bir kartal, karanlıkta çok yakıt şey geçtiğini hissetti ve korkusuzca ona doğru bir hamle yaptı, a cül bir soğuğun sırıtan etkisiyle afalladı. Bir taş gibi düşmeyeba yere çakılacaktı ki kendini toparlamayı başardı.
Kara Adam’m Göz’ü doğuya doğru uçmaya devanı etti.bolu satılık daire sundu..
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder