22 Temmuz 2015 Çarşamba

replika saat ve varlık bilgileri34

 replika saat


replika saat ve varlık bilgileri34 sizlere en güzel bilgileri yazan replika saat dediki ve gelecek zaman, şimdiki geçmişlen sonra gelecek bir geç-jflişien başka bir şey olamaz, yani içi boş olan önce-sonra formu lözleşlirilir ve ,nı şekilde geçmiş olan nesneler arasındaki ilişkileri düzenler. Kendi aracıUgıy-bu psişik süre, aynı zamanda da durmadan oldurulmuş olmak zorundadır Yan yana gelme çokluğu [muUiplicile de juxlaposilionl ile eksıaük kendi-j^ınin mutlak bağlamışı arasında durmadan gidip gelen bu zamansallık, kendilerine ayrılmış olan yerde kalan ama kendi bütünlükleri içinde birbirlerini belli bırmesafeden etkileyen “şimdi’’lerden bileşir; onu Bergsonculugun büyülü süre-5İne oldukça benzer kılan şey de budur. Saf olmayan düşünümün, yani olduğum varlığı belirlemeye çalışan düşünümün düzlemine yerleşildigi anda, bu zaman-şâllığı dolduran bütün bir dünya belirir. Gücül mevcudiyet, benim düşünütnsel yönelimimin muhtemel nesnesi olan bu dünya, psişik dünya ya da psykhe’dir. Bir anlamda, bu dünyanın varoluşu tümüyle idealdir; bir başka anlamda, bu dünya vardır, çünkü oldumlmuştur, çünkü kendini bilince keşfettirir; o “benim göl-gemMir, kendimi görmek istediğim anda kendini bana keşfettiren şeydir; ayrıca, kendi-içinin daha olacak olduğu şey olmaya karar verirken yola çıktığı şey de olabildiğinden (duyduğum antipati “yüzünden” falan ya da filan kişiye gitmeyeceğim, nefretimi ya da sevgimi dikkate aldığım ölçüde şu ya da bu eyleme karar veriyorum, öfkeli mizacımı bildiğimden ve sinirlenmek de istemediğim için siyaset konuşmaktan kaçınıyorum), bu hayalet dünya kendi-içinin gerçek durumu gibi varolur. Kökense! zamansallığm kendinde halinde nesnelleşmesi olan ve “içsel" ya da “nitel” denen zamansallık, tam da, tarihsel-karşıtı farksızlığın findiffe rence anu-historique] sonsuz oluşu içinde yerleşik olan bu aşkın dünya ile biı İlkte gücül varlık birliği olarak oluşur. Burada bir “dışarı”nın [dehorsl ilk tasla vardır; kendi-için, kendi gözüne neredeyse bir dışarı kazanmış gibi görünf ama bu dışarı tümüyle gücüldür. Daha ileride bu “dışan”nm taslağım öleki-iç’ varlığın gerçekleştirdiğini göreceğiz.
Kendi-içinin olabildiğince eksiksiz bir betimlemesine ulaşabilmek obrak olumsuz davranışlan gözden geçirmeyi yeğledik. Gördük ki, gimiz sorulan ve bunlara verilebilecek cevapları yönlendiren şey, varhk-olmayanın dışımızdaki ve içimizdeki devamlı imkânıdır. Amab,,? defimiz, kendi-içinin olumsuz yapılarını ortaya çıkarmak değildi yal^^ bölümümüzde bir sorunla karşılaşmıştık ve çözmek istediğimiz de bu insan-gerçekliğinin fenomenlerin varlığı ya da kendinde-varlıkla olan k ilişkisi nedir? Nitekim, Giriş bölümümüzden itibaren realist çözümü de çözümü de dışlamak zorunda kaldık. Bize öyle göründü ki, ne aşkın herhangi bir şekilde bilinç üzerinde etkimesi mümkün oluyordu, nedel)| kendi öznelliğinden ödünç alınmış öğeleri nesnelleştirmek suretiyle aş^ etmesi” mümkün oluyordu. Daha sonra, varlıkla olan kökensel mûnaseb^ sel halleri içinde yalıtılmış iki tözü birleştirecek dışsal bir ilişki olamayaca ladık. “Varlık bölgelerinin ilişkisi bu varlıkların bizatihi yapısınm parı;d ilksel bir fışkırmadır” diye yazıyorduk. Somut olan, bize fenomenin ddj je yalnızca eklemlenmelerini oluşturdukları sentetik bütünlük olarak ima yahtılmışlığı içinde düşünülen bilinç, bir anlamda bir soyutlamaya, lenler -ve hattâ varlık fenomeni- bir bilince görünmehsizin fenomenolaı alamayanlar olarak aynı biçimde soyutsalar, fenomenlerin varlığı da în kendinde olarak, bir soyutlama gibi düşünülemez. Bu varlığın, ol ndi kendisinden başkasına ihtiyacı yoktur, yalnızca kendisine gönden Öte yandan, bunun tersine, kendi-içine ilişkin betimlememiz onuİK ı ve kendindeden mümkün olabildiği kadar uzaktaymış gibi di-içinin kendisinin hiçlenişi olduğunu ve ancak kendi ekstazlannıııl )irligi içinde olabildiğini gördük. Dolayısıyla eğer kendi-içinin kendi isinde, ilişki bizatihi ilişkiye giren varlığın
l^j^rını yalnızca kendi-içınde aramak gerekir. Kendi-için, kendındeyle ılışki-sorumludur, ya da dilerseniz, kendı-için, kökensel jj. kendindeyle ilişki temelinde oluşur. Bilinci, “kendi varlığı için ve kendi içinde, kendinden başka bir varlığı gerektiren bir varlık olarak sorun olan |,ivarlık” şeklinde tanımladığımızda sezmiş olduğumuz şey esasen buydu. Ama [anımı formülleştirdiğimizden beri yeni bilgiler edindik. Özellikle de kendi l^lçlıginin temeli olarak kendi-içinin derin anlamını kavradık. Şimdi artık kendi-,jnin kendindeyle olan ekstatik ilişkisini, genellikle bilmek ve eylemek’in ûzenn-görünebildikleri bu temel ilişkiyi belirlemek ve açıklamak üzere bu bilgileri kullanmanın zamanı gelmedi mi? İlk sorumuza cevap verebilecek durumda değil miyiz? Bilinç, kendi(nin) konuşlandıncı-olmayan bilinci olmak için, bir şeyin konuşlandıncı bilinci olmak zorundadır, bunu saptadık. Oysa buraya kadar, kendi(nin) konuşlandıncı-olmayan bilincinin kökensel varlık kipi olarak kendi-içini inceledik. Bizatihi bu yoldan, kendindeyle bizatihi ilişkilennin içinde ve kendi-içinin varlığının kurucuları olarak bu ilişkilerle kendl-içini betimlemeye yönelmedik mi? Daha şimdiden şu türden sorulara bir cevap bulamaz mıyız: kendinde ne ise o olduğuna göre, kendi-içinin kendi varlığı içinde daha kendln-denin bilgisi olacak olması nasıl ve nedendir? Ve genel olarak bilgi nedir?
Görüsel [intuitive] olandan başkaca bilgi yoktur. Uygunsuz bir biçimde bilgi diye adlandırılan tümdengelim ve söylem, görüye [intuitionl götüren araçlardan başka bir şey değildirler. Görüye ulaşıldığında, ona ulaşmak için kullanılan araçlar da görü karşısında silinirler; görüye ulaşılamayan dummlarda, akıl yürülnv ve söylem erimdışı kalan bir görüyü gösteren işaret levhaları olarak kalmaya de vam ederler; nihayet, eğer görüye ulaşılır da bu göıü bilincimin mevcut bir kı olmazsa, yararlandığım maksimler daha önceden gerçekleştirilen işlemlerin s nuçları olarak, Descartes’ın “fikir anıları” diye
dır. Dolayısıyla şimdi kcndı-içinin varlıktaki bu mevcudiyetinin mı üzerinde durmak zorundayız.
Giriş bölümümüzde, henüz aydınlatılmamış olan “bilinç” kavramın(jj^ lanarak, bilincin bir şe\-in bilinci olmak zorunda olduğunu göstermişti!^ \ bilinç, bilinci olduğu şey aracılığıyla kendi gözünde farklılaşır ve kendt. linçi olabilir; bir şeyin bilinci olmayan bir bilinç hiçbir şey(in) biline,. ' Ama şimdilik bilincin ontolojik anlamını ya da kendi-içini aydınlatmış,;'^ dayız. Şu halde sorunu daha kesin terimlerle ortaya koyabilir ve kendi ze şunu sorabiliriz; ontolojik düzlemde, yani kendi-için-varlık perspekuN alacak olursak, bilinç için bir şeyin bilinci olmanın bu zomnIuluğu ne gelebilir? Kendi-içinin, “yansı-yansıtan” şeklindeki bir-birligi-oluştura.^.ç. [dyade] hayalet formu altında kendi kendisinin hiçliğinin temeli olduL-yoruz. Yansıtan ancak yansıyı yansıtmak için vardır ve yansı da ancak .--, gönderdiği sürece yansıdır. Böylece, bir-birliği-oluşturan-ikiliğın tasar';--. teriminin her bin ötekini işaret eder ve her birinin kendi varlığı ötekirc la angajedir. Ama eğer yansıtan, o yansının yansıtanından başkaca b::s;0 e ve eğer yansı da ancak “o yansıtanın içinde yansımak için-ı ç;; , îlendirilirse, hemen hemen bir-birliği-oluşturan-ıkiliğin iki lerara â- 5 içliklerini bitiştirmek suretiyle beraberce hiçleneceklerdir Bütününh.;; •kmemesi için yansıtanın tirşeyi yansıtması gerekir. Ama öte yandan e;;: yansımak-için-varhk kipinden bağımsız bir şekilde bir şevse. Yansı::: , kendinde olarak nitelenmiş olmalıdır. Bu da, “yansı-yansıtan sısıe:. îkhgı buyur etmek ve özellikle de başlatılmış olan bölünerek-ureranr: taktır. Çünkü kendi-içinin içincie, yansıma aynı zamanda yansıuı:' r yansıma nitelenirse, yansıtandan ayrılır, görtınümü de gerçekliğin: :ogito imkânsız hale gelir. Yansının aynı zamanda “yansıtılacakbuy 'ilmesi, ancak kendini kendisinden başka şeyle nitelendinrse,vaa.u
Varlık ve Hiçlik
jeyle, kendisi olmayan bir dışarı ile kurduğu ilişki olarak krııdım ymiMiıo.,
,jl<ündür. Yansıtan için yansıyı tanımlayan şey, yansının her zaman kjii y,m "jjnın kendisine mevcut olduğu şey olmasıdır. Bir sevinç bile, ııznınr dıivımııl
olanın düzleminde kavrandığında gülümseyen ve açık, mnilıı açılıınlada bir dünyaya “yansıtılmış” mevcudiyetten başka bir şey değildir. Ama bun jjn önceki birkaç satır, mevcudiyetin özsel yapısının olmamak oldiiğmm daha <ıındiclen bize fark ettiriyor. Mevcudiyet, kendisi olunmayan şeye ırıev< ııdıyei olarak, radikal bir olumsuzlamayı kapsar. Ben olmayan şey bana mev( ııi olan peydir. Esasen, bu “olmamak’m bütün epistemolojilerde a prioh bir biçimde içe-nldigıne işaret etmek gerekir. Eğer nesneyi kökensel olarak bilinç olmayan şey gjbi gösteren olumsuz bir münasebet içinde bulunmasaydık, nesne nosyonunu temellendirmek mümkün olmazdı. Bu gerçeği, bir zamanlar moda olan “ben-olmayan" [non-moil deyimi oldukça iyi bir şekilde ifade ediyordu, ne var kı bu de-,,mnıkullananlarda, kökensel olarak dış dünyayı niteleyen ‘‘olmayan”ı temellendirmek üzere en ufak bir çaba bile görülmüyordu. Aslında, tasvirlerin ilişkisi de, birtakım öznel bütünlüklerin zorunluluğu da, zamansal geri döndurülmezhk de, sonsuza sığınma da nesneyi olduğu haliyle oluşturmaya yardımcı olamazlar, yani bunlar, eğer olumsuzlama tam da daha önce verilmiş ve her turlu deneyimin a priori temeli olmazsa, ben-olmayanı parçalara ayıracak ve onu o haliyle benin karşısına çıkaracak daha sonraki bir olumsuzlamayı temellendırmeye yardım edemezler. Şey, her türlü kıyaslamadan, her türlü kurma ediminden önce, bilince ait olmayan olarak bilincin kendisine mevcut olduğudur. Bilginin temeli olarak, kökensel mevcudiyet münasebeti olumsuzdur. Ama olumsuzlama kendi-için aracılığıyla dünyaya geldiği için ve şey de, özdeşliğin mutlak farksızlığı içinde ne ise o olan olduğu için, kendini kendi-için olmayan olarak onaya koyan, şey olamaz. Olumsuzlama, kendi-içinin kendisinden gelir. Bu olumsuzlamayı, şeyin kendisine yönelecek ve onun kendi-için olduğunu yadsıyacak bir yargı tipi gibi düşünmemek gerekir: bu tip bir olumsuzlama, ancak, eğer kendi-için baştan sona hazır bir töz olsaydı düşünülebilirdi vc bu durumda bile, iki varlık arasında dışarıdan bir olumsuz münasebel kuran bir üçimcuden kaynaklanabi lirdi. Ama kökensel olumsuzlama aracılığıyla şey olmayan olarak kendini oluştu ran, kendi-içindir. Öyle ki, biraz önce verdiğimiz bilinç tanımı, kendi-içini perspektifinden şöyle dile getirilebilir: “Kendi-için, kendi varlığı içinde, bu v< ilk esas itibariyle kendi-içinın aynı anda da kendisinden başkası olarak orta..replika saat yazdı..

tesettür fiyatları

tesettür modelleri

tesettür giyim

abiye

tesettür

tesettür elbise

armine

tesettür tunik

tesettür abiye

replika

replika telefon

replika telefonlar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder